Reklamcılığın gerçekten sonu geldi mi?

Sarı sıcak Adanamızdan selam dostlar. Sıcaklar iki üç gündür insafa geldi gibi buralarda. Ama bu seferde sınavların stresi yakmaya başladı beni:) Tabii bu makaleler benim nefes almama yarıyor aslında. Neyse gelelim konumuza…
Bildiğiniz üzere reklam pazarlama üzerine araştırmalar yapıp hatta ciddi kaynaklardan bilgiler öğrenmeye kadar taşıdım olayı. Amacım reklamcı olmaya çalışmak falan değil. Sadece yüzyıllardır hayatımızla içiçe olan bu sektörün herkesle bir bün bir yerde temas edecek olacak olması bana farklı ve manalı geliyor. Düşünsenize öyle bir sektör ki; hitap ettiği kesim insanoğlu:)) Tabii bu olayın espri tarafı ama reklam sektörü yüzyıllardır yaşıyor bence ölmesi de imkansız. Şimdi bu konuyla alakalı Marka Danışmanı Sayın Fatoş Karahasan’ın makalesine bir göz atalım;

Son yılların en popüler tartışma konularından birisi reklamın ölmekte olduğu. Reklamcılığın, büyük bir hızla değişen dünyanın dinamiklerine ayak uyduramadığı ve bu yüzden giderek yerini PR gibi disiplinlere bırakacağı kehanetleri yapılıyor. Reklamcılığın zor bir dönem geçirdiği ve bir yeniden tanımlama süreci yaşamak zorunda olduğunu kabul etmek gerekiyor. Ancak, reklamcılığın öleceği saptaması pek de gerçekçi görünmüyor. Çok basit bir mantıkla, ticaret var olduğu sürece, tanıtıma da ihtiyaç olacağını söylemek mümkün. Reklamcılık toplumdaki değişimle birlikte ayakta kalmanın yolunu bulmak zorunda kalacak, dönüşecek ve varlığını sürdürecek.

Reklamcılığın yaşadığı sorunlar, aslında pazarlamanın içinde bulunduğu zor dönemin uzantıları. Yirminci yüzyılın sonlarına doğru üretim ve tüketim kalıplarında yaşanan değişim, doğal olarak pazarlamayı da dönüşmeye zorluyor. Geçmişte, oldukça içine kapalı bir biçimde çalışmayı tercih eden pazarlama dünyası mevcut yapısını korumaya çalıştıkça, doğal olarak yatırımların geri dönüşü de giderek verimsizleşiyor. Reklamcılığın güçlü bir biçimde var olabilmesi için, öncelikle, teknolojideki büyük dönüşümün farkına varması gerekiyor. Göz önüne alınması gereken ilk olgu, yeni müşteri tipinin geçmişteki tüketicilere göre büyük farklılıklar gösterdiği. Tüketiciler artık markalara veya kurumlara eskisi kadar sadık değiller, bunun temel nedeni de ürün ve hizmetlerin birbirine benzer vaadlerle gelmesi. Bir başka deyişle, seçenek bollaştıkça, sadakat azalıyor. Reklamcının ilk işi bu yeni tip müşteriye anlamlı gelebilecek bir iletişim dili geliştirmek. Onun dikkatini çekmek, kalbini kazanmak. Bu noktada, değişen bir şey yok, yüz yıllık reklamcılık tarihinin temel kuralları geçerliğini korumakta. Reklam tüketiciye anlamlı gelecek bir iletişim içinde olmak ve bir fayda sözü vermek zorunda.

Reklam dünyasının büyük bir süratle içerikteki dijitalleşmenin getireceği dönüşüme hazırlanması gerekiyor. Teknolojideki baş döndürücü gelişmeler, dünyadaki dinamikleri allak bullak etmekte. Internet artık yalnızca bir web sayfasını ziyaret etmek veya posta göndermek için kullanılan bir aracı olmanın çok ötesinde bir platform durumunda. Ses, görüntü, koku hatta dokunma duygusu dijitalleşti. Pek çok hizmet internet üzerinden tüketiliyor.

Yeni teknolojiler sayesinde, uydu, kablo, adsl, gsm ve Wi-Max sistemleri aracılığıyla dünyanın her yanı birbirine bağlanıyor. Herşey giderek dijital bir biçimde IP aracılığıyla gönderilir hale geliyor. Televizyon, telefon, multi-medya’da bir devrim yaşanıyor. Dijitalleşme sayesinde, medya tüketiminde ipler tümüyle izleyicinin eline geçiyor. Tüketici artık, neyi, ne zaman ve nerede izleyeceğinin kararını kendisi veriyor. Örneğin, Tivo aracılığyla, kendi TV akışını planlarken, bu arada reklamları izlemeden geçmeyi de başarabiliyor. Radyoları internet üzerinden dinleyebiliyor, internet aracılığıyla, telefon hizmetleri alabiliyor.

Reklamcılık, bu yeni platformda var olmanın yolunu bulmak zorunda. Değişe medya tüketim biçimi karşısında, yeni bir iletişim dili gerekli. Tüketiciler, önümüzdeki dönemde televizyon izlemeyi, radyo dinlemeyi tabii ki sürdürecekler, ancak bunu kendi istedikleri biçimde yapacaklar. Yeni yapıda, bildiğimiz reklam kuşaklarının yer almayacağını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok.

Önümüzdeki yıllarda da, tıpkı binlerce yıl öncesinde olduğu gibi, ticaret yapılacak. Bir tarafta şirketler bazı ürün ve hizmetleri üretmeyi, diğer taraftaysa insanlar bunları tüketmeyi sürdürecek. Geçmişte, büyük pazarlarda yapılan alışveriş, artık bilgisayarın, televizyonun hatta cep telefonunun ekranından yapılabilecek. En büyük değişim tüketim kalıplarında gerçekleşecek. Ticaret ve satış olacağına göre, doğal bir biçimde pazarlama da var olacak. Arz edilen mal ve hizmetin, tanıtımı bir biçimde mutlaka yapılacak. Bu tanıtım yapılırken, tüketicinin mantığına ve duygularına seslenmenin yolları aranacak. Kısacası, reklamlara ihtiyaç aynı şekilde devam edecek.

Sonuç olarak, reklamcılık can çekişiyor saptaması sadece bir safsata olarak kalmak zorunda. Eski tip reklamcılığın yok olacağı kesin, ancak doğru reklamcılığın devam edeceğine hiç kimsenin şüphesi olmamalı. Yeni dönemde başarılı olmak isteyenlere, 1900’lerin başında reklamcılık yapmış ve Bilimsel Reklamcılık kitabının yazarı, Claude Hopkins’in “Reklamcılar gerçek rollerini bir yana atıyorlar. Satıcı olduklarını unutup, gösteri yapmaya çalışıyorlar. Satış yerine alkış istiyorlar” cümlesini hatırlatmak isterim. Başarı, tüketiciyi anlamakta ve reklamverene satış getirmekten geçiyor. Bunu yaptığı sürece reklamcılık canlanacak, yapmayı başaramadığı takdirde reklamverenleri başka arayışlara yönlendiren yine kendisi olacak.
Kaynak: IAA TRAM

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir